Maddi Duran Varlıkların Muhasebeleştirilmesinin, Türkiye Muhasebe Standartları ve Vergi Mevzuatı Açısından İncelenmesi

İsmet ÖZTÜRK

Yeminli Mali Müşavir

 

ÖZET

Maddi duran varlıklar işletmelerin finansal tablolarında önemli bir yer tutmaktadır. Bu sebeple şirketlerin sahip oldukları maddi duran varlıkların kaydedilmesi, değerlenmesi, raporlanması ve amortismanlarının hesaplanması gibi hususlar büyük önem arz etmektedir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu ile Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen kriterlere uyan tüm şirketlerin Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan muhasebe ve finansal raporlama standartlarına uyma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda ilgili şirketler, KGK tarafından yayımlanan “TMS 16 Maddi Duran Varlıklar” Standardına uygun olarak maddi duran varlıklarını muhasebeleştirmek, değerlemek ve raporlamak durumundadır. Ancak bu durum yürürlükteki vergi mevzuatı ile çelişen bazı durumların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, maddi duran varlıklar açısından TMS’ler ile vergi mevzuatı arasındaki uyumsuzlukların incelenmesidir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye Muhasebe Standartları, Maddi Duran Varlıklar, Amortisman, Değerleme.

1. GİRİŞ

Küreselleşen ve gelişen dünyada ekonomileri de ülke bazında sınırlandırmak mümkün değildir. Artık şirketler tek bir ülke içerisinde faaliyet göstermek yerine gerek şubeler açmak gerekse faaliyetlerinin bir kısmını olduğu gibi başka ülkelere kaydırmak yoluyla çok uluslu bir hal almıştır. Ayrıca sermaye piyasalarının da gelişmesi ve derinleşmesi ile şirketler çok ortaklı yapılara bürünmüştür. Tüm bu entegre yapının bir sonucu olarak, işletmelerin performanslarını, mali durumlarını anlatmakta kullandıkları raporların ortak bir dilde sunulması ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Şirketlerin mali tablolarının ortak bir dilde sunumunun sağlanması amacıyla International Accounting Standards Board (IASB) tarafından International Accounting Standards/ International Financial Reporting Standards (IAS/IFRS) yayınlanmaktadır. Bu standartların kullanımı aracılığıyla gerek ülke içerisinde gerekse dünya çapında şirketler tarafından üretilecek olan mali tabloların birbirleri ile karşılaştırılabilir olarak sunulması arzulanmaktadır. Bu sayede mali tablo kullanıcılarının yeterli, güvenilir, doğru ve karşılaştırılabilir bilgiler elde etmeleri ve yaptıkları değerlendirmeleri daha objektif bir biçimde yaparak karar vermeleri hedeflenmektedir.

Ülkemizde de Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu IASB tarafından yayımlanan standartları Türkçeye çevirerek Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) adı altında yayımlamaktadır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesi ile de Kanunda ve Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kriterlere uyan tüm şirketlere KGK tarafından yayımlanan standartlara uyma zorunluluğu getirilmiştir. Buna göre kamu yararını ilgilendiren kuruluşlar[i] ile aşağıdaki kriterleri sağlayan işletmeler TMS/TFRS’leri uygulamakla yükümlü tutulmuş ve bağımsız denetimden geçme zorunluluğu getirilmiştir.

2. MADDİ DURAN VARLIKLARIN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ

Maddi duran varlıkların maliyetlerinin bilançoda varlık olarak aktifleştirilebilmesi için “TMS 16 Maddi Duran Varlıklar” Standardının 7. maddesinde belirtildiği üzere söz konusu varlıklardan gelecekte bir fayda sağlanması ve ilgili varlığın maliyetinin güvenilir bir biçimde ölçülebiliyor olması gerekmektedir. Varlığa ilişkin olarak gelecekte bir fayda sağlanacağına ilişkin güvenilir tahminlerin varlığı bu noktada önemlidir. Aksi takdirde söz konusu varlıkların duran varlık olarak aktifleştirilmesi mümkün olmayacaktır. Varlıktan gelecekte bir fayda sağlanması mümkün değilse, yani varlık kısa vadede işletmeye yarar sağlayacaksa; söz konusu varlığa ilişkin katlanılan giderler dönem gideri olarak kar/zarar tablosunda raporlanır.

Maddi duran varlıkların muhasebeleştirilmesinde ikinci önemli kriter de maliyetin güvenilir bir biçimde ölçülmesidir. Çünkü Standarda göre kriterleri sağlayan bir varlık maliyet bedeli üzerinden muhasebeleştirilir. Bu maliyetler, bir maddi duran varlık kaleminin ilk elde etme veya inşa etme maliyetleri ile sonradan oluşan ekleme, kısmi yenileme ve bakım için katlanılan maliyetleri içermektedir. Bu noktada Standart, düzenli aralıklarla yapılması gerekli olan kısmi yenileme maliyetleri ile çeşitli sebeple yapılması zorunlu olan kapsamlı kontrol işlemlerine ilişkin maliyetlerin de duran varlığın maliyetine eklenerek aktifleştirilmesini kabul etmektedir.

a. Maliyetin Ölçülmesi

Standartta belirlenen kriterleri karşılayan bir duran varlık muhasebeleştirme tarihindeki peşin fiyatın eşdeğeri olan tutar üzerinden muhasebeleştirilir. Standarda göre varlığın satın alınması halinde elde etme maliyetleri veya işletme içinde inşa edilmesi halinde bu sürece ilişkin maliyetler varlığın maliyetini oluşturur. Ayrıca duran varlığın hazırlanma maliyetleri, teslimata ilişkin maliyetler, kuruluş ve montaj maliyetleri, test aşamasında ortaya çıkan maliyetler, danışmanlık ücretleri ve varlığın özellikli bir varlık olması halinde varlığın elde edilmesine ilişkin olarak katlanılan borçlanma maliyetleri de duran varlığın maliyetine eklenir.[ii]

Maddi duran varlıklara ilişkin ortaya çıkan borçlanma maliyetlerinin hangi şartlar altında varlık maliyetine eklenebileceği “TMS 23 Borçlanma Maliyetleri” Standardında belirlenmiştir. Buna göre özellikli varlık niteliğine haiz olmayan duran varlıklara ilişkin katlanılan borçlanma maliyetleri dönem gideri olarak muhasebeleştirilmektedir. Ancak işletme açısından özellikli bir varlık niteliğine sahip duran varlıkların elde edilmesine ilişkin olarak ortaya çıkan kur farkları ve faiz giderleri yatırım tamamlanıncaya kadar varlık maliyetine eklenir. Yalnız varlığın toplam maliyetinin gerçeğe uygun değerini aşması halinde gerçeğe uygun değeri aşan borçlanma maliyetleri dönem gideri olarak muhasebeleştirilir.

b. Muhasebeleştirme Sonrası Değerleme

İşletmeler Standarda uygun bir biçimde maliyet bedeli ile muhasebeleştirilen duran varlıklarını bilançoda izlenirken 29. maddede belirlenen iki yöntemden birini muhasebe politikası olarak belirler ve uygular. Bu yöntemler:

  • Maliyet yöntemi ve

  • Yeniden değerleme yöntemidir.

Seçilen bu muhasebe politikalarının uygulanmasında önemli bir nokta da bu yöntemlerin sadece seçilen varlık için değil benzer nitelikteki varlık sınıfı için uygulanacak olmasıdır.

i. Maliyet yöntemi

Standartta maliyet yöntemi, “Bir maddi duran varlık kalemi varlık olarak muhasebeleştirildikten sonra, finansal tablolarda maliyetinden birikmiş amortismanlar ve varsa birikmiş değer düşüklüğü zararları indirildikten sonraki değeri ile gösterilir.” şeklinde tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere bu yöntemde duran varlıklar defter değerlerinden belirlenen faydalı ömre göre hesaplanmış olan amortismanlar ve eğer varsa gerçekleşmiş olan değer düşüklükleri indirilmek suretiyle izlenir.

ii. Yeniden değerleme yöntemi

Yeniden değerleme yönteminin seçilmiş olması halinde gerçeğe uygun değeri güvenilir olarak ölçülebilen maddi duran varlıklar finansal tablolarda yeniden değerlenmiş tutarları üzerinden gösterilir. Burada en önemli husus yeniden değerlenmiş tutar tanımıdır. Standartta yeniden değerlenmiş tutar varlığın yeniden değerleme tarihindeki gerçeğe uygun değerinden, müteakip birikmiş amortisman ve müteakip birikmiş değer düşüklüğü zararlarının indirilmesi suretiyle bulunan değer olarak tanımlanmıştır.

Yapılan değerleme işlemi sonrasında normal olarak varlığın defter değeri ile gerçeğe uygun değer kullanılarak hesaplanan tutarı arasında bir fark oluşmaktadır. Finansal tablo kullanıcılarına karşılaştırılabilir ve güvenilir bilgi sağlanabilmesi açısından oluşacak olan bu farkın çok büyük tutarlara ulaşmasını engelleyecek sıklıkta yeniden değerleme yapılması gerekmektedir.

Yeniden değerleme sıklığı söz konusu maddi duran varlığın niteliğine göre değişkenlik göstermektedir. Bazı varlıklarda gerçeğe uygun değerin çok değişken olması nedeniyle her yıl gerçeğe uygun değer hesaplanarak yeniden değerleme işleminin yapılması gerekebilir. Ancak gerçeğe uygun değerinde önemli değişiklikler meydana gelmeyen maddi duran varlık kalemlerinde bu hesaplamaların her yıl tekrar yapılmasına gerek yoktur. Bu kalemler için sadece üç veya beş yılda bir değerleme yapılması yeterli olacaktır.

Bir maddi duran varlığın yeniden değerlenmesi sonucunda değerinin arttığı ortaya çıkarsa söz konusu artış diğer kapsamlı gelirde muhasebeleştirilir ve direkt olarak özkaynak hesap grubunda yeniden değerleme değer artışı olarak toplanır. Ancak maddi duran varlığa ait daha önceden kar/zarar ile ilişkilendirilmiş olan bir değer azalışı olması halinde, değer artışı önceden zarar yazılan azalış nispetinde gelir olarak muhasebeleştirilir.

Bir maddi duran varlığın değerinde azalış olduğunun tespiti halinde ise tespit edilen değer azalışı gider olarak muhasebeleştirilir. Ancak daha önceden söz konusu maddi duran varlığa yönelik özkaynaklarda bir değer artışı kaydedilmişse, yeniden değerleme sonucu ortaya çıkan değer azalışı özkaynaklardan önceden yazılmış olan değer artışı kaleminden düşürülür. Değer azalışının bu kalemde fazla olması halinde artan kısım gider olarak muhasebeleştirilir.

Maddi duran varlıklara ilişkin yeniden değerleme sonucu özkaynak hesap grubuna kaydedilmiş olan yeniden değerleme değer artışları toplamı söz konusu varlık finansal durum tablosu (bilanço) dışı bırakıldığında doğrudan geçmiş yıl karlarına aktarılır. Aynı durum varlığın kullanımdan çekilmesi veya elden çıkarılması halinde de geçerlidir.

c. Amortisman

Standarda göre muhasebeleştirilmiş olan bir maddi duran varlık kaleminin önemli bir maliyeti olan her bir kalemi ayrı ayrı amortismana tabi tutulur. İşletmeler maddi duran varlıkları önemli parçalarına ayırarak her bir parçaya özgü olarak belirlediği faydalı ömre göre amortisman ayırır. Buna örnek olarak bir uçağın gövdesi, motoru hatta içerisinde yer alan koltukları vb. verilebilir.

Bir maddi duran varlığın önemli kısımlarına ayrı ayrı ömürler verilerek amortisman ayrılabileceği gibi bu ayrı parçalardan birbirleri ile aynı faydalı ömre sahip olanlar gruplandırılarak aynı amortisman yöntemi ile amortismana tabi tutulabilirler.

İşletmeler önemli parçaları ayrı ayrı amortismana tabi tuttukları maddi duran varlıkların kalan önemsiz parçalarını da tek bir grup halinde toparlayarak amortismana tabi tutabilirler.

Maddi duran varlıkların amortismana tabi tutarı sistematik olarak yararlı ömrü boyunca dağıtılır. Bu yararlı ömür işletmeler tarafından serbestçe belirlenir. Hatta işletmeler söz konusu varlıkların faydalı ömürlerini belirlerken süregelen uygulamalarını da dikkate almakta serbesttir. Örneğin bir varlığın aktif olarak kullanılabileceği ömrü 5 yıl iken işletme politikası olarak şirket 3 yıl sonunda bu varlıkları yenilemeyi tercih ediyor olabilir. Bu durumda işletme açısından söz konusu varlığın faydalı ömrü 3 yıl olacaktır. Tabi işletmeler faydalı ömür tayininde değişiklik yapabilirler. Ancak bu durumda “TMS 8 Muhasebe Politikaları, Muhasebe Tahminlerinde Değişiklikler ve Hatalar” Standardına uygun olarak muhasebe tahmininde değişiklik olarak dikkate alınması gerekir.[iii] Ayrıca arsa ile birlikte alınmış olan binalarda da özellikli bir durum mevcuttur. Maden işletmeciliği için kullanılanlar hariç arsaların faydalı ömürleri sınırsızdır. Bu nedenle arsasıyla birlikte alınmış olan binaların arsalarından ayrıştırılarak ayrı ayrı muhasebeleştirilmesi ve sadece bina için amortisman ayrılması gerekmektedir.

Maddi duran varlıkların amortismana tabi değerleri defter değerlerinden kalıntı değerinin düşülmesi suretiyle hesaplanır. Uygulamada çoğunlukla bu kalıntı değer sıfır veya sıfıra çok yakın olacağı için amortisman tutarını etkilememekte veya çok az etkilemektedir. Ancak bir varlığın kalıntı değerinin defter değerine eşit veya üzerinde bir tutara yükselmesi halinde, amortisman değeri varlığın kalıntı değeri defter değerinin altına inene kadar sıfır olarak dikkate alınır.

Standart kapsamında maddi duran varlıklar kullanıma hazır hale geldiklerinde amortismana tabi tutulurlar. Standartta ayrıca kıst amortisman yönteminden bahsedilmemiş olmasına rağmen varlıkların amortismana tabi tutulmaya başlanacağı zaman kullanıma hazır hale geldikleri tarih olarak belirtildiğinden, tüm varlıkların kıst amortisman esasına göre amorti edileceği anlaşılmaktadır.[iv]

Standartta ek olarak kullanılabilecek amortisman yöntemleri de detaylı olarak açıklanmıştır. Bu yöntemler:

  • Doğrusal amortisman yöntemi,

  • Azalan bakiyeler yöntemi ve

  • Üretim miktarları yöntemidir.

İşletmeler yukarıda yer alan yöntemlerden birini ilgili maddi duran varlık grubu için seçer ve uygular. Seçilen bu yöntemler her hesap dönemi sonunda tekrar gözden geçirilir ve ortaya çıkan gelişmelere paralel olarak revize edilir. Yapılan bu değişiklikler muhasebe tahmini değişikliği olarak dikkate alınır.[v]

Doğrusal amortisman yönteminde varlığa ilişkin kalıntı değer değişmediği sürece amortisman gideri maddi duran varlığın faydalı ömrü boyunca sabit olmaktadır. Azalan bakiyeler yönteminde, amortisman gideri maddi duran varlığın yararlı ömrü boyunca azalır. Üretim miktarı yönteminde ise beklenen kullanım veya üretim miktarına göre amortisman hesaplanır.

İşletmelerin varlıkların gelecekteki ekonomik faydalarını en çok yansıtan tüketim modelini seçmeye özen göstermeleri gerekmektedir. Önemli bir gelişme olmadığı sürece bu yöntemler tutarlı olarak kullanılmaya devam edilir.

d. Değer düşüklüğü

Bir maddi duran varlıkta değer düşüklüğü olup olmadığı, “TMS 36 Değer Düşüklüğü” Standardı hükümleri çerçevesinde incelenir. Standarda göre maddi duran varlıkların her raporlama döneminde değer düşüklüğü testine tabi tutulması gerekmektedir. Yapılan bu test sonucu bir varlığın net defter değerinin geri kazanılabilir değerinin üzerinde olması halinde bu varlığın değer düşüklüğüne uğramış olduğuna karar verilir. Bu durumda değer düşüklüğü zararı hesaplanarak muhasebeleştirilmelidir. Değer düşüklüğü zararları dönem kar veya zararı içerisinde gösterilir. Ancak daha önceden söz konusu varlık için özkaynaklarda değer artış kaydı yapıldıysa değer düşüklüğü öncelikle burada birikmiş olan tutardan indirilir, artan kısım dönem gideri olarak muhasebeleştirilir.[vi]

3. MADDİ DURAN VARLIKLARIN BİLANÇO DIŞI BIRAKILMASI

Maddi duran varlıkların defter değeri maddi duran varlık elden çıkarıldığında veya kullanımından veya elden çıkarılmasından gelecekte ekonomik yarar beklenmediği durumlarda finansal durum tablosu (bilanço) dışı bırakılır.

Maddi duran varlığın bilanço dışı bırakılması sonucu bu işlemden kaynaklanan kazanç veya kayıplar gelir tablosu ile ilişkilendirilir. Ortaya çıkan kazançlar hasılat olarak sınıflandırılamaz. Ancak maddi duran varlıkların belirli bir süre kiralanması ve sonrasında satılması işiyle iştigal eden işletmeler, söz konusu varlıklar satış amaçlı elde tutulan varlık haline geldiğinde bu varlıkları stoklar hesabında takip etmelidirler. Bu varlıkların satışı halinde de satıştan elde edilen getiriler “TMS 18 Hasılat” Standardı uyarınca hasılat olarak kaydedilmelidir.

Maddi duran varlıkların elden çıkarılması nedeniyle ortaya çıkan alacaklar gerçeğe uygun değerleri üzerinden muhasebeleştirilirler. İlgili kalem için yapılan ödemelerin ertelenmesi halinde ise alınan tutarlar başlangıçta peşin fiyat eşdeğerleri ile muhasebeleştirilir. Oluşan alacağın nominal değeri ile peşin fiyat eşdeğeri arasındaki fark TMS 18 uyarınca alacak üzerindeki bileşik getiriyi yansıtacak şekilde faiz geliri olarak finansal tablolarda gösterilir.

4. VUK VE TMS AÇISINDAN MADDİ DURAN VARLIKLARIN KARŞILAŞTIRILMASI

TMS 16 hükümleri ile Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümleri arasında maddi duran varlıkların kaydedilmesi, değerlemesi ve amortisman ayrılması gibi hususlarda farklılıklar bulunmaktadır.

Maddi duran varlıklar açısından VUK ile TMS arasında ortaya çıkan ilk farklılık, maddi duran varlıkların ilk muhasebeleştirilmesi esnasında hesaplanan maliyet bedelleri üzerinde oluşmaktadır. Maddi duran varlıkların kredili olarak elde edilmesi sonucu ortaya çıkan borç faizleri ve kur farkları; VUK hükümlerine göre maddi duran varlığın aktifleştirildiği hesap dönemi sonuna kadar varlığın maliyetine eklenir. Sonrasında ise bu tutarların giderleştirilmesi veya varlığın maliyetine eklenmesi hususunda karar işletmelere bırakılmıştır.[vii] Standartlarda ise ortaya çıkan borçlanma maliyetleri ve kur farkları her şeyden önce söz konusu varlığın özellikli bir varlık olup olmayışına göre değişmektedir. Maddi duran varlığın özellikli varlık niteliğinde olmaması durumda tüm borçlanma giderleri finansman gideri olarak dönem giderlerine yansıtılmakta, varlığın özellikli varlık niteliğinde olması halinde ise varlığa ilişkin olarak yatırımın sonuçlanmasına kadar katlanılan giderler varlığın maliyetine eklenmesi gerekmektedir.

VUK ile TMS arasında ortaya çıkan ikinci fark da daha önceden muhasebeleştirilmiş olan maddi duran varlıkların hesap dönemi sonunda değerlemesi hususundadır. VUK hükümlerine göre enflasyon muhasebesi uygulanan dönemler haricinde maddi duran varlıklarda bir değerleme öngörülmemektedir. Maddi duran varlıklar maliyet yöntemi ile izlenmektedir. Ayrıca varlıkların değer düşüklüğünün belirlenmesi ve kaydedilmesi de çok katı usullere bağlanmıştır. TMS açısından bakıldığında ise maddi duran varlıkların değerlemesine ilişkin olarak işletmelere maliyet yöntemi veya yeniden değerleme yöntemi arasında seçim yapma hakkı tanınmış olup yeniden değerleme yöntemini seçmiş olan işletmeler varlıklarını her hesap döneminde yeniden değerleyerek değer artış/azalış kaydı yapmaları gerekmektedir.

Üçüncü fark ise amortisman konusunda ortaya çıkmaktadır. VUK hükümlerine göre amortisman ayırmak mükelleflerin tercihine bırakılmıştır. Mükellefin amortisman ayırmaya karar verdiği varsayımı altında bakıldığında VUK hükümlerine göre mükellefler varlığın maliyet bedeli üzerinden Maliye Bakanlığınca belirlenen faydalı ömürler dikkate alınarak amortisman ayırırlar. Vergi mevzuatımızda amortisman ayırmak için belirlenmiş olan yöntemler:

  • Normal amortisman yöntemi,

  • Azalan bakiyeler yöntemi,

  • Madenlerde amortisman,

  • Fevkalade amortisman,

  • Kıst amortisman uygulaması şeklindedir.[viii]

TMS açısından bakıldığında ise amortisman ayırmak bir zorunluluktur ve varlığın maliyet bedelinden kalıntı değerinin düşülmesi sonucu bulunan amortismana tabi değer üzerinden ayrılmaktadır. Ayrıca maddi duran varlıklar önemli parçalarına ayrılmak suretiyle amortismana tabi tutulmakta ve her bir kısmın faydalı ömrü işletme tarafından ayrı ayrı belirlenebilmektedir. Amortisman ayrılırken tüm varlıklar için kıst amortisman uygulanmaktadır (VUK’ta sadece otomobillerde geçerli). Ayrıca vergi mevzuatından farklı olarak Standartta amortisman yöntemleri:

  • Doğrusal amortisman yöntemi,

  • Azalan bakiyeler yöntemi ve

  • Üretim miktarları yöntemi şeklinde belirlenmiştir.

Bu noktada vergi mevzuatından ayrılan bir husus da Standarda göre binaların bedeli üzerinde bulundukları arsalardan ayrılarak muhasebeleştirilmesi ve sadece binaya düşen değerin amortismana tabi tutulmasıdır.

Standartlar ile VUK arasında ortaya çıkan bir diğer husus ise maddi duran varlıkların sınıflandırılmasına ilişkindir. Çünkü kiralanan maddi duran varlıkların değerini artırıcı nitelikte yapılan özel maliyetler VUK hükümlerine göre maddi olmayan duran varlık olarak sınıflandırılırken TMS’lere göre katlanılan bu maliyetler maddi duran varlık olarak kabul edilmektedir. Benzer şekilde finansal kiralama yöntemiyle elde edilen varlıklar VUK hükümlerine göre hak olarak muhasebeleştirilirken Standartlara göre maddi duran varlık olarak kayıt altına alınmaktadır.

5. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Maddi duran varlıkların muhasebeleştirilmesi, raporlanması ve bilanço dışı bırakılmasında VUK ve TMS uygulamaları açısından genel olarak maliyet ölçümü, değerleme, amortisman ve sınıflandırma açısından farklılıklar bulunmaktadır.

Oluşan bu farklılıklar işletmelerin bilanço ve gelir tablolarındaki sınıflandırmaları ve gelir ve gider kalemlerini etkilemektedir. Bu durum mali mevzuata göre oluşturulacak olan finansal tablolar ile biçimsel farklılıklar ortaya çıkaracağı gibi hesaplanan mali kar ile ticari kar arasında da farklılıklar ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

İşletmeler tarafından TMS’lerin kullanılması nedeniyle uygulanan VUK’tan farklı politika ve yöntemler kullanılması sonucu oluşturulacak olan finansal tablolarda hesaplanan kar rakamı vergi mevzuatında öngörülen kar rakamından farklılık gösterecektir. Bu nedenle işletmelerin Standartlara uygun olarak gerçekleştirdiği kayıt ve işlemler sonrasında yürürlükteki vergi mevzuatı ile uyumu sağlamak açısından ertelenmiş vergi varlığı/borcu hesaplamaları yapılmalıdır. Bu sayede finansal tablo kullanıcıları daha doğru ve güvenilir bir biçimde bilgilendirilmiş olacaktır.

VUK ve TMS açısından maddi duran varlıklara ilişkin işlemlerde bu kadar farklılığın ortaya çıkmasının altında yatan en temel faktör her iki düzenlemenin de amacının farklı olmasıdır. Vergi mevzuatı açısından bakıldığında nihai amacın makroekonomik planlar çerçevesinde kamu menfaatinin maksimize edilmesi olduğu görülmektedir. Standartlar açısından bakıldığında ise amacın işletmelerin çıkar gruplarına doğru, güvenilir, gerçek, tarafsız ve karşılaştırılabilir bilgi sunulması olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim işletmelerin her iki ihtiyaca cevap verebilecek bir sistem kurmaları hem işletmeler hem de finansal tablo kullanıcıları açısından en verimli yol olduğu düşünülmektedir.

i] Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı, m. 3, Ekli I ve II sayılı listeler.

[ii] Doğan, C. ve Ç. Köroğlu (2012). Maddi Duran Varlıkların Elde Edilmesinde TMS 16’da Yer Alan Düzenlemeler ve Türk Vergi Mevzuatıyla Karşılaştırılması, 2. Uluslararası Türk Coğrafyasında UFRS Sempozyumu, Trabzon 16-17 Haziran 2012, ss. 312-326.

[iii] Fırat, H. (2008). Maddi Duran Varlıklarda Değerleme Esaslarının TMS ve VUK Açısından İncelenmesi, VI. Muhasebe Uygulamaları ve Vergi Sempozyumu, Antalya, 02-06 Mart 2008, ss. 103-130.

[iv] Kıymetli Şen, İ. (2013). Maddi Duran Varlıklar (TMS16) Standardının Üretim İşletmelerinde Satışların Maliyetine Etkileri, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Çankırı Cilt:3, Sayı:1, ss. 21-36.

[v] TMS 8 Muhasebe Politikaları, Muhasebe Tahminlerinde Değişiklikler ve Hatalar, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, p. 13.

[vi] TMS 36 Değer Düşüklüğü, Muhasebe Tahminlerinde Değişiklikler ve Hatalar, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, p. 60-61.

[vii] 163 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, Gelir İdaresi Başkanlığı.

[viii] 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu, md. 315,316,317,320.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir